Thursday, September 3, 2009

eski-yeni anlattık

karanlıktan bahsederdim eskiden.
gök gürültüsü, yağmur, çamur...
soğuktan bahsederdim ilikleri donduran.
bir de yalnızlıktan, bahsettikçe yoğunlaşan.

gözyaşı derdim,
dostum oldu benim.
ben zaten oldum olası çabuk ağladım derdim.

çabuk ağladım ben zaten oldum olası.
eskiden yanağımda kuruyan yaşlar,
şimdi ıslatır oldu başka bir yanağı.

ben artık gülümserken ağlar oldum.
uzayıp giden sessiz huzurlar buldum.

ve anladım,
rahatsız edici suskunluklar diner
artık rahatsız etmezse,
ve gözlerini bir anlığına açıp
onu karşında görmek seni gülümsetirse eğer...

insan gerçek huzura erer...

Thursday, July 9, 2009

büyü.

tenim tenine değince daha bir yumuşak oluyor sanki...
dedin ya birden bire,
işte o an büyüdük biz.
büyüydük.

Tuesday, June 9, 2009

gidiyorum.

çıkıyorum yola.
bir başka güzellik arayışıdır bu sefer yolculuğum.
yeni yüzler görmektir amacım.
tanımaktır, yaban denilen hayatları.
biraz da yabancılaşmaktır isteğim.
yok,
kendimden değil,
hayattan yabancılaşmaktır dediğim.
çünkü ancak yabancılaşınca görünür göze
yakından bakmaya korktuklarımız.

diyordum ya Barselona'da bir kafede kahve yudumlarken kitap okumak istiyorum ben diye.
işte tam olarak da bunu gerçekleştirmeye gidiyorum şimdi.

döndüğümde herşey çok daha güzel olacak...
-mış gibi.

Sunday, May 31, 2009

bir ileri, bir geri.

tutunmak arzusu sararken bilinci,
kurtulmak ister ruh tutsaklıklardan.
ve başlar bir salıverişle yolculuk,
bir ileri, bir geri...

serin bir parkta oturur gibi beden.
solumdaki bankta bir adam,
cismen baya büyük benden.
gözleri berrak, su gibi, bir içim,
açmış ellerini, gel der gibi, o biçim.
adamın yalnızlığına ortak olmak ister içim.

bilirim,
yaklaşınca uzaklaşmak isteyecek bilincim.
yine de başlar bir salıverişle yolculuk,
bir ileri, bir geri...

serin bir denize girermiş gibi beden.
vücudu saraken dalgaların yumuşak hissi,
üşür gibi, gelir birden o ürperti.
aldırmadan devam ederken derinlere,
rahatlamaya karşılık,
diğer yanda korku belirir boğulacakmış gibi.

tamam mı devam mı diye sorarım kendime o vakit.
tamam derse çıkmaya hazır denizden,
devam derse hazır umut bulmaya daha derinden.
çelişkide kalınca ruh bırakır birden kendini.
yine başlar bir salıverişle yolculuk,
bir ileri, bir geri...

Monday, May 18, 2009

parça.

hayır, yanılmışız.

bazı anlarda çıkıp gelen bir yabancı değilmiş o.
birden belirirmiş de, acı çektirmek istemezmiş ki bize.
zaten amacı acı çektirmek değilmiş onun.
gözyaşı değilmiş onun amacı.
kurnazca zaman kollamazmış yıkmak için insanı.

meğer, o zaten varmış.
hep olacakmış.
gelen birşey değilmiş ki gitsin,
acıtan birşey değilmiş ki aslen o...

meğer,
insanın bir parçasıymış yalnızlık.

Tuesday, May 12, 2009

yeni gün.

kusmak isteği yeni güne ağır basınca,
bir rahatlamak arzusudur ruhun beklediği.
gülmek ağlamak arası dar yol uzarken karanlıkta,
yorgunluktan sancır ince ince kemiklerin.
yaptığın,
beklemektir yeni bir coşkuyla gelecekleri.
her yeni güne eklemektir sayfalara çiziktirdiğin notları.
ve uyumak, derinliği değişen deniz gibidir, bir gel-git zamanı.

diğer çocukların canı elma şekeri çekerken devamlı,
bıkmışsındır sen belki o garip tattan.
ne var ki,
elma şekeri yemesen bir gün, önüne ayva tatlısı konacaktır.
ki sen hiç hazzetmezsin ayvadan.

belki rüyan olacaktır o geçmişte kalan tanıdık acı.
belki kendini yine o evde, o koltukta bulacaksındır.
belki başını yasladığında sana, gene ağlamaya başlayacaktır.

rüyayla hayal arasında ince bir biliç çizgisi vardır.
elma şekeri ne kadar gerçekse,
o ev o kadar rüyadadır.
ve kemiklerin sancısı ağartırken günü,
hayallerinde hep yarının telaşı vardır.

Tuesday, April 21, 2009

biz ne yaptık?

bir yaşam var önümde.
içimde, susmak bilmeyen ağızlar var
her biri başka şeyler çığırırken sessiz geceye,
karanlığı yıkan bir ışık var ileride
şimdilik oldukça çelimsiz ve ince

girmiş çıkmış insanlar hayatıma, hep bir acele ile
her gidenden arta kalmış tortular, birikmiş en derinde
susmak bilmeyen ağızların çığırdıkları hep onların eseriymiş meğer
onların sözleri olmasa bile,
onların izlerini taşırmış içlerinde

karmaşa yaratmışız biz farketmeden
çok düşünmüşüz, önemsizlere vermişiz değer
ayıramaz olmuşuz yalanı gerçekten
sonra çok çabuk kırılır olmuş kalbimiz,
o yumuşacık şeyi istemsiz sertleştirdiğimizden

gözler hemencecik kapanır olmuş yorgunluktan
ama uykuyu yalan etmişiz
oysa ne huzurluydu uykular eskiden,
hep hatırlayıp şimdiki halimize küfretmişiz

biz sözlere inanmaz olmuşuz yalanı benimsediğimizden
korkmuşuz, kapamışız perdeleri,
karşı evin hanımı bizi çıplak görsün istemediğimizden
oysa çıplaklıkta ne var?
ne anlam yüklemişiz biz çıplaklığa da,
en doğal halimizi başkasına açamaz olmuşuz?

ne yapmışlar bize, biz nasıl büyümüşüz?

yok kimsenin suçu, siz bana bakmayın
ne yaptıysak biz kendimize yapmışız.
biz kılmışız geceyi korkunç,
çıplaklığı utanç verici,
kendimizi saklı ve yaralı.
biz kırmışız kalbimizi,
icat etmişiz yalanı.

yalandan arta kalanı da gömmüşüz kuma,
unutmuşuz varlığını...
ne yazık bize.